• Anasayfa
  • Namaz - Fethullah Gülen Web Sitesi

Ezan-ı Muhammedî

Namaza konsantre olma adına abdestten sonra ikinci basamağı ezan teşkil eder. Mü’min, şeytanî duygu ve düşüncelerden sıyrılmaya abdestle adım atar fakat ezanla daha bir derinleşir, inşiraha erer ve içinde tatlı cennet esintileri esmeye başlar. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), إِذَا نُودِيَ لِلصَّلاَةِ أَدْبَرَ الشَّيْطَانُ وَلَهُ ضُرَاطٌ “Namaz için ezan okunmaya başlayınca şeytan, duyduğu sıkıntı ve stresten dolayı kerih sesler çıkararak kaçar.”[1] buyurur.

Kâmet

Abdest, ezan ve eda ettiği sünnetlerle üçüncü adımını atan insan, nâmesi sûzişin bir müezzinin kalkıp kemal-i samimiyetle Allah’a teveccüh ederek getirdiği kâmetle son hazırlığını yapar ve onunla son bir kere daha coşar. Burada bir hususu istidradi olarak arz etmek gerekirse, kâmet getirme esnasındaki ses ve sadâ, bizdeki ürperme buudunu biraz daha derinleştirmek için bir esas teşkil ediyorsa makbuldür; yoksa musikinin akışına kişinin kendisini kaptırıp gitmesi matlup ve makbul değildir. Bir ilâhi ya da mevlid okurken de alınacak ölçü budur. Önemli olan sesin gırtlaktan aşağı inmesi, sesle birlikte insanın içinin ve vicdanının inlemesidir. İşte bu esaslar çerçevesinde müezzin tarafından getirilecek kâmet, sizin imdadınıza koşacak ve farza durma ânında bir kere daha sizi coşturacaktır.

Miraç Enginlikli İbadet namaz

Kitabın ana gövdesini, Hocaefendi’nin 11 Ağustos – 13 Ekim 1978 tarihleri arasında İzmir Bornova Merkez Camii’nde seri olarak vermiş olduğu namaz vaazları oluştur­maktadır. Bu vaazlar çözümlenip konuşma dilinden yazı diline çevrildi. Daha sonra ise Hocaefendinin yıllar boyunca namazla il­gili söyleyip yazdıklarından ilavelerle metinler zenginleştirildi. Bir araya getirilen metinler kendi içerisinde bir tasnife tabi tutulup son tashihler yapıldı. Son olarak Hocaefendi’nin onayından geçtikten sonra sizlerin eline ulaşmış oldu.

Namaz

Namaz mü’minin miracı, miraç yolunda ışığı-burağı.. yollardaki inanmış gönüllerin sefinesi-peyki-uçağı.. kurbet ve vuslat yolcusunun ötelere en yakın karargâhı, en son otağı, gaye ile hemhudut en büyük vesilelerden biridir.

Kıyamet gününde, ak alınlı, aydın bakışlı; secde ve abdest uzuvlarındaki emarelerle öndekilerden de önde; elleri, yüzleri tertemiz, vicdanları göktekilerin iç âlemleri kadar nezih olmanın yolu da yine namaz ve namaz öncesi amellerden geçer. Aynı zamanda, Allah’a yakınlığın ayrı bir ünvanı da sayılan ve çok farklı derinlikleri bulunan bu namaz ibadetine; kulluk düşüncesine kilitlenip ömrünü Hak karşısında geçirme mânâsına “ribat” da diyebiliriz.

Namazda Okunabilecek Dualar

Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’den mervi olup namazın değişik fasıllarında okunabilecek duaların bir kısmı şunlardır:

1. Rukû’da Okunacaklar

سُبْحَانَ رَبِّيَ الْعَظِيمِ “Sübhânsın ya Rab! Seni tesbih ederim, Sen noksan sıfatlardan, eksik ve kusurdan,şerîk ve yardımcıdan münezzehsin, mütealsin.” [1]

سُبْحَانَ ذِى الْجَبَرُوتِ وَالْمَلَكُوتِ وَالْكِبْرِيَاءِ وَالْعَظَمَةِ “Ceberût (esmâ-sıfat veya berzah âlemi), melekût (melâike ve ruhanilere mahsus âlem yani varlığın perde arkası), kibriya (ululuk) ve azamet sahibi Allah’ı tesbih ederim.”[2]

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي “Seni tesbih ederim Allahım.. Sana mahsus hamd ile Seni tesbih ederim ey herşeyin Rabbi benim de Rabbim.. Allahım, bağışla beni.”[3]

سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّ الْمَلاَئِكَةِ وَالرُّوحِ “Ey bütün eksik ve kusurlardan münezzeh bulunan Sübbûh ve bütün üstün vasıfları, kemal, fazilet ve güzellik sıfatlarını Zât’ında cem eden Kuddûs; ey meleklerin ve Ruhun Rabbi! Seni tesbih u takdîs ederim.”[4]

 اللَّهُمَّ لَكَ رَكَعْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ أَنْتَ رَبِّي خَشَعَ سَمْعِي وَبَصَرِي وَمُخِّي وَعَظْمِي وَعَصَبِي وَمَااسْتَقَلَّتْ بِهِ قَدَمِي لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ  

“Allahım, Sana rukû ettim, Sana inandım ve Sana teslim oldum. Sen Benim Rabbimsin. Kulağım, gözüm, beynim, iliğim, kemiğim, sinirim ve ayaklarımın taşıdığı herşey, Âlemlerin Rabbi Allah’a boyun eğmiş, itaat etmiştir.”[5]

2. Rukû’dan Doğrulunca Okunacaklar

رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ “Ey Rabbimiz, hamd Sana mahsustur.”[6]

 حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ“Ey Rabbimiz, Sana hamdolsun. Çokça, tertemiz, mübarek hamd ü senâlar olsun.”[7]

رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ مِلْءَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ، وَمِلْءَ مَا بَيْنَهُمَا وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَىْءٍ بَعْدُ

“Rabbimiz, gökler dolusu, yer dolusu, aralarındaki herşey dolusu ve daha başka dilediğinşeyler dolusunca hamd Sana mahsustur.”[8]

أَهْلَ الثَّنَاءِ وَالْمَجْدِ أَحَقُّ مَا قَالَ الْعَبْدُ وَكُلُّنَا لَكَ عَبْدٌ لَا مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ وَلَا مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ وَلَا يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ

“Ey mecd ü senâya lâyık Rabbimiz! Kulların –ki hepimiz Sana kuluz– söyleyeceği en lâyık sözşudur: Allahım, Senin ihsan ettiğine mâni olacak yoktur. Senin mâni olduğunu da lütfedecek yoktur. Sana karşı hiçbirşan veşeref sahibine,şan veşerefinin bir faydası dokunmaz.”[9]

اللَّهُمَّ طَهِّرْنِي بِالثَّلْجِ وَالْبَرَدِ وَالْمَاءِ الْبَارِدِ اللَّهُمَّ طَهِّرْنِى مِنَ الذُّنُوبِ وَالْخَطَايَا كَمَا يُنَقَّى الثَّوْبُ اْلأَبْيَضُ مِنَ الدَّنَسِ

“Allahım! Beni kar, dolu ve soğuk suyla temizle! Allahım, beni günahlardan ve hatalardan, beyaz bir elbisenin kirden temizlendiği gibi temizle!”[10]

3. Secdede Okunacaklar

سُبْحَانَ رَبِّيَ الْأَعْلَى “Sübhânsın ya Rab! Seni tesbih ederim, Sen noksan sıfatlardan, eksik ve kusurdan,şerîk ve yardımcıdan münezzehsin, yücesin.[11]

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي “Ey Rabbimiz olan Allahım! Seni, Sana mahsus olan hamd ile tesbih ederim. Allahım, beni mağfiret eyle.”[12]

اللَّهُمَّ إِنِّى أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ، لاَ أُحْصِى ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ

“Allahım! Gazabından rızana, azabından afiyetine, Senden Sana (celâlinden cemaline) sığınırım. Zât’ını senâ ettiğin ölçüde Seni senâ etmekten âciz olduğumu itiraf ederim.”[13]

اللَّهُمَّ لَكَ سَجَدْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَلَكَ أَسْلَمْتُ، سَجَدَ وَجْهِىَ لِلَّذِى خَلَقَهُ فَصَوَّرَهُ، فَشَقَّ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ، تَبَارَكَ اللهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ، خَشَعَ سَمْعِي وَبَصَرِي وَدَمِي وَلَحْمِي وَعَظْمِي وَعَصَبِي وَمَا اسْتَقَلَّتْ بِهِ قَدَمَيَّ لِلهِ رَبِّ الْعَالِمِينَ

“Allahım! Sana secde ettim, Sana inandım, Sana teslim oldum. Yüzüm, kendisini yaratan,şekil veren, kulağını ve gözünü yarıp çıkaran (Yaradan)’a secde etti. En güzel yaratıcı olan Allah, Sen ne yücesin. Kulağım, gözüm, kanım, etim, kemiğim, sinirim ve ayaklarımın taşıdığı herşey, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a boyun eğmiş, itaat etmiştir.”[14]

 سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّ الْمَلاَئِكَةِ وَالرُّوحِ

“Ey bütün eksik ve kusurlardan münezzeh bulunan Sübbûh ve bütün üstün vasıfları, kemal, fazilet ve güzellik sıfatlarını Zât’ında cem eden Kuddûs; ey meleklerin ve Ruhun Rabbi! Seni tesbih u takdîs ederim.”[15]

اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي كُلَّهُ، دِقَّهُ، وَجِلَّهُ، أوَّلَهُ وَآخِرَهُ، سِرَّهُ وَعَلاَنِيتَهُ، سُبْحَانَ ذِى الْجَبَرُوتِ وَالْمَلَكُوتِ وَالْكِبْرِيَاءِ وَالْعَظَمَةِ

“Allahım! Bütün günahlarımı, küçüğünü-büyüğünü, evvelini-âhirini, açığını-gizlisini bağışla. Ceberût (esmâ-sıfat veya berzah âlemi), melekût (melâike ve ruhanilere mahsus âlem yani varlığın perde arkası), kibriya (ululuk) ve azamet sahibi Allah’ı tesbih ederim.”[16]

4. İki Secde Arasında Okunacaklar

اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي وَعَافِنِى وَاجْبُرْنِي وَاهْدِنِي وَارْزُقْنِي، وَارْفَعْنِي

“Allahım! Beni bağışla, bana merhamet eyle, bana afiyet lütfeyle, beni hidayet eyle, bana rızık ihsan eyle, benim eksiğimi-gediğimi gider, kırığımı-döküğümü sar ve beni yücelt.”[17]

اللّهُمَّ هَبْ لِى قَلْبًا تَقِيًّا نَقِيًّا مِنَ الشَّرِّ بَرِيًّا لَا كَافِرًا وَلَا شَقِيًّا

“Rabbim, bana, talihsiz ve nankör olmayan,şirkten arınmış, pak, takva duygusuyla dopdolu bir kalb lütfet.”[18]

ربِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمُ، إِنَّكَ أَنْتَ الْأَعَزُّ الْأَكْرَمُ

Rabbim, bağışla, merhamet et, hata ve günahlarım hesabına bildiklerini işlenmemiş say, affet;şüphesiz ki Sen yegane Aziz ve yegâne Kerimsin.”[19]

5. Teşehhüdde Okunacaklar

اللَّهُمَّ إِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى ظُلْمًا كَثِيرًا، وَلاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ، فَاغْفِرْ لِى مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ، وَارْحَمْنِى إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

“Allahım! Muhakkak ben nefsime nâmütenâhî zulümde bulundum; günahları bağışlayacak Senden gayrı kimse yoktur. Nezd-i Ulûhiyetinden hususi ve sürpriz bir mağfiretle beni yarlığa, bana merhamet et;şüphesiz ki Sen yegâne Gafûr ve Rahîm’sin.”[20] 

اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ، وَمَا اَسْرَفْتُ وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي، أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ

“Allahım! Geçmiş-gelecek, gizli-açık ve haddi aşarak işlediğim bütün günahlarımı mağfiret buyur ve bunlardan da öte Senin benden çok daha iyi bildiğin günahlarımı da bağışla. Öne geçiren de geri bırakan da Sensin. Senden başka ilâh yoktur.”[21]

اَللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ

“Allahım! Kabir azabından Sana sığınırım. Allahım!Mesih-i Deccal’ın fitnesinden Sana sığınırım. Allahım! Hayatın ve ölümün fitnesinden Sana sığınırım.”[22]

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ جَهَنَّمَ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ المَسِيحِ الدَّجَّالِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ المَحْيَا، وَفِتْنَةِ المَمَاتِ، اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ المَأْثَمِ وَالمَغْرَمِ

“Allahım! Cehennem azabından, kabir azabından,Mesih-i Deccal’ın fitnesinden, hayatın ve ölümün fitnesinden Sana sığınırım. Allahım! Borçtan ve günahtan Sana sığınırım.”[23]

6. Namazın Her Faslında Dua Niyetine Okunabilecek Âyet-i Kerimeler

HazretiÂdem Aleyhisselam’ın Duası: رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ  “Ey bizim Rabbimiz, kendimize yazık ettik.Şayet Sen kusurumuzu örtüp, bize merhamet buyurmazsan, en büyük kayba uğrayanlardan oluruz.”[24] 

Hazreti Yunus Aleyhisselam’ın Duası:لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ  “Ya Rabbî! Sensin ilâh, Senden başka yoktur ilâh. Sübhânsın, bütün noksanlardan münezzehsin, Yücesin. Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim.”[25] 

HazretiEyyûb Aleyhisselam’ın Duası: أِنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ  “Ya Rabbî, bu dert bana iyice dokundu.Sen merhametlilerin en merhametlisisin, yegâne Rahîmsin.”[26] 

HazretiMusâ Aleyhisselam’ın Duası: رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي  “Ya Rabbî, ben kendime yazık ettim, affeyle beni!”[27]

Allah Yolunda Mücahede EdenRibbiyyûn’un Duası:رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ  “Ey bizim kerîm Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıklarımızı affet! Ayaklarımızı hak yolda sabit kıl ve kâfirler güruhuna karşı bize yardım eyle!”[28] 

Muttakilerin Duası:رَبَّنَا إِنَّنَا آَمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ  “Ey bizim ulu Rabbimiz, biz iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru!”[29] 

Ashab-ı Kehf’in Duası: رَبَّنَا آَتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا  “Ulu Rabbimiz! Katından bir rahmet ver veşu davamızda doğruluk ve muvaffakiyet ihsan eyle bize!”[30] 

Kalbİstikametiİçin: رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ  “Ey Rabbimiz! Bize hidayet verdikten sonra kalblerimizi saptırma ve katından bize bir rahmet bağışla!Şüphesiz bağışı bol olan Vehhâb Sensin Sen!”[31] 

7. Efendimiz’in Diğer Dualarından

يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ، بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ، أَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ وَلاَ تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ

“Ey herşeyi var eden hayat sahibi Hayy ve ey herşeyin varlık ve bekâsını kudret elinde tutan Kayyûm! Rahmetinin vüs’atine itimat ederek Senden merhamet dileniyorum; bütün ahvalimiıslah eyle, her türlü tavır ve hareketimi kullukşuuruyla beze ve göz açıp-kapayıncaya kadar olsun, beni nefsimle başbaşa bırakma, sürekli kötülükleri emreden nefsimin acımasızlığına terk etme!”[32]

 اللَّهُمَّ حَبِّبْ إِلَيْنَا اْلإِيمَانَ وَزَيِّنْهُ فِى قُلُوبِنَا، وَكَرِّهْ إِلَيْنَا الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ وَاجْعَلْنَا مِنَ الرَّاشِدِينَ

“Allahım! Bize imanı sevdir ve gönüllerimizi onunla süsle! Küfrü, fıskı ve sana karşı isyanı bize kerih göster ve bizi dosdoğru kullarından eyle!”[33]

 اللَّهُمَّ أَحْسِنْ عَاقِبَتَنَا فِي اْلأُمُورِ كُلِّهَا، وَأَجِرْنَا مِنْ خِزْيِ الدُّنْيَا وَعَذَابِ اْلآخِرَةِ

“Allahım! Bütün işlerde akıbetimizi güzel eyle! Dünya rezilliğinden ve ahiret azabından bizleri koru!”[34]

لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ أَسْتَغْفِرُكَ لِذَنْبِي وَأَسْـأَلُكَ رَحْمَتَكَ اَللَّهُمَّ زِدْنِي عِلْماً وَلاَ تُزِغْ قَلْبِي بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنِي وَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ

“Ey bütün eksik ve kusurlardan münezzeh bulunan Rabbim, Seni (Zât’ına yakışmayan herşeyden) tenzih ederim. Allahım! Günahımı bağışlamanı diler ve rahmetini dilenirim. Allahım!İlmimi artır ve beni hidayete erdirdikten sonra bir daha kalbimi kaydırma; katından bana rahmet lütfet;şüphesiz ki Sen, çok lütufkâr Vehhâb’sın.”[35]

[1]  Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 203; Tirmizî, salât 194; Nesâî, iftitâh 77, 78, tatbîk 9, 26,  77, 86; İbn Mâce, ikâme 20, 179.


[2]  Ebû Dâvûd, salât 147, 147; Nesâî, tatbîk 12.

[3]  Buhârî, ezân 123, 139, megâzî 51, tefsiru sûre (110) 1; Müslim, salât 217.

[4]  Müslim, salât 223; Ebû Dâvûd, salât 147; Nesâî, tatbîk 11.

[5]  Nesâî, iftitah 104; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/268.

[6]  Buhârî, ezan 51; Müslim, salât 28.

[7]  Buhârî, ezan 126; Müslim, mesâcid 149.

[8]  Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 201; Tirmizî, daavât 32; Ebû Dâvûd, salât 118.

[9]  Müslim, salât 205; Ebû Dâvûd, tahâret 143.

[10]  Buhârî, daavât 44; Müslim, mesâcid 129.

[11]  Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 203; Tirmizî, salât 79; Ebû Dâvûd, salât 150, 153.

[12]  Buhârî, ezân 123, 139, tefsiru sûre (1) 2; Müslim, salât 217.

[13]  Müslim, salât 222; Tirmizî, daavât 76, 113; Ebû Dâvûd, salât 340.

[14]  Müslim, salât 216; Ebû Davud, salât 147.

[15]  Müslim, salât 223; Ebû Dâvûd, salât 147; Nesâî, tatbîk 11.

[16]  Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 201; Ebû Dâvûd, salât 118; Tirmizî, daavât 32.

[17]  Tirmizî, salât 211; İbn Mâce, ikâme 23.

[18]  el-Beyhakî, Fedâilü’l-evkât, s. 27.

[19]  İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 3/420.

[20]  Buhârî, ezan 149; tevhid 9; daavât 16; Müslim, zikr 47, 48.

[21]  Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 201, zikr 70; Tirmizî, daavât 32; Ebû Dâvûd, salât 121, fezâil 358.

[22]  Buhârî, cenâiz 86; Müslim, mesâcid 129.

[23]  Buhârî, ezân 149; Müslim, mesâcid 129, 134.

[24]  A’râf sûresi, 7/23.

[25]  Enbiyâ sûresi, 21/87.

[26]  Enbiyâ sûresi, 21/83.

[27]  Kasas sûresi, 28/16.

[28]  Âl-i İmrân sûresi, 3/147.

[29]  Âl-i İmrân sûresi, 3/16.

[30]  Kehf sûresi, 18/10.

[31]  Âl-i İmrân sûresi, 3/8.

[32]  en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 6/147; el-Bezzâr, el-Müsned 13/49.

[33]  Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/424; en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 6/156.

[34]   Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/181; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 2/33.

[35]  Ebû Dâvûd, edeb 99; en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 6/216; el-Hâkim, el-Müstedrek1/724.

Namazı Oluşturan Unsurlar ve Hikmetleri

Bir bütün ne kadar kıymetli ise, o bütünü meydana getiren parçalar da o nispette kıymet arz eder. Bir topluluk ya da bir millet düşünün ki ferden ferda kafaları, kalbleri, hisleri olması gereken seviyede ileridir; işte böyle bir topluluk, gelişmiş ve ileri bir topluluktur. Demek bütünün mükemmeliyeti, o bütünü oluşturan parçaların mükemmeliyetine bağlıdır. Namaz da öyle mükemmel bir bütündür ki, onun için bir hazırlık mahiyeti taşıyan temizlenme safhasından selam verip ayrılacağımız âna kadar eda edip yerine getireceğimiz fiillerin her biri başlı başına kendi yerinde ve kendi sahasında paha biçilemez bir değere sahiptir. Dolayısıyla mü’min, namaz için yapacağı şeyleri bilerek yapmalı, namaz dışındaki şeylere gözünü, kulağını tıkamalı, namaz dışında hiçbir şeyin hayalini bulandırmasına izin vermemelidir. Öyle ki tamamen onda fani olup her hâliyle namaz kesilmelidir. Yine onun, yatışında, kalkışında, “Sübhânallah” deyişinde Allah’ın tecelli ettiği görülmelidir. Zaten namazda haşyet ve saygı dediğimiz şey de budur. Ve bu hâl insanı her türlü gafletten, anlayışsızlıktan ve levsiyattan uzaklaştırır; namazın hakiki mânâda namaz olmasını netice verir.

Namazın Rükünleri

a. İftitah (Başlangıç) Tekbiri

Kalbe bütünlük kazandırmak, bulunduğu buudların üstüne çıkıp ayrı bir âleme girmek ve âdeta nefsini boğazlayarak “Allahu ekber” demek, namaz kılmak için bir başlangıç teşkil etmektedir.

Dikkat edilirse, ilâhlaştırılıp takdis edilen ve boyun eğilen kuvvetlerin, kendilerine körü körüne itaat edilen liderlerin ortak özellikleri, hep azamet, kibir, üstünlük ve yükseklik duyguları olmuştur. Bu yüzden “Allahu ekber” diyerek namaza başlayan mü’min, bütün cebbar ve mütekebbirlerin üstesinden gelmiş, onları dize getirmiş ve Allah’tan başka bir güç tanımadığını bildirmiş olur. Dolayısıyla kendisini Allah’tan alıkoyan her şeyi arkaya atar, nazarını lâhut âleminin menfezlerine diker ve oradan gelecek şeyleri beklemeye durur. O, başka bir sözle namaza giremez. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem).  مِفْتَاحُ الصَّلَاةِ الطُّهُورُ، وَتَحْرِيمُهَا التَّكْبِيرُ، وَتَحْلِيلُهَا التَّسْلِيمُ  “Namazın anahtarı temizliktir. (Namaz dışı şeylerle meşguliyeti) haram kılıp namaza başlamayı ifade eden şey iftitah tekbiridir. (Namaz dışı meşguliyeti) helâl kılıp namazı bitiren şey de sonundaki selamdır.”[1] buyurur ve bu hususa dikkat çeker. Başka bir hadislerinde ise, “Abdesti yerli yerinde almadıkça.. hiçbirinizin namazı tam olmaz.”[2] buyurur. Bu yüzden namaza tekbirle girmek farzdır.

Namazın Topluma Bakan Yönüyle Meyveleri

İslâm, cihanşümûl bir dindir. Bu sebeple o, bir yandan bütün milletleri Allah önünde birlik olmaya çağırırken diğer yandan Müslümanların kendi içlerinde bir birlik teşkil etmelerini ve birbirleriyle kardeş yakınlığı içinde bulunmalarını ister; buna vesileler arar.  إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ Şüphesiz mü’minler birbirleriyle kardeştirler.”[1] âyeti bu hakikati ifade eder. İslâm’ın en önemli esaslarından olan namaz, kulun Rabb’le irtibatından başka, insanlar arası diyaloğunu da en iyi şekilde sağlar. Bu yönüyle onun içtimaî bir ruhu da vardır. Mü’minin günde beş defa din kardeşleriyle bir araya geldiği mescit, sadece ibadet mekânı değildir; Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Medine-i Münevvere’ye teşrif eder etmez, hem topluca Allah’a ibadet edecekleri hem askerî ve sivil şurayı toplayıp devletle ilgili işleri istişare edecekleri hem de ümmetin halkalar hâlinde ilim tedris edecekleri bir mescidin inşasına koyulmuştur. Bu uygulama, Efendimiz’den sonra bir sünnet olarak kabul edilmiştir. Nitekim Osmanlı’nın ilk dönemlerine baktığımızda durumun bundan farklı olmadığını görürüz. Tarihte bir yol bulup Bursa’ya gittiğimizde, orada Mehmet Çelebi’nin, Murat Hüdavendigar’ın ve daha nice sultanların, şadırvanlardan akan suyun şırıltıları altında, mescidin bir tarafında askerî şurayı diğer tarafında da sivil şûrayı toplayıp meselelerin hâlline çalıştıklarını ve stratejiler belirlediklerini görürüz. Onlar, ezân-ı Muhammedî okununca şadırvana koşup abdest alıyor, o duruluk içinde namaza duruyor, huzurdan ayrıldıktan sonra da oturup meseleleri müzakere ediyorlardı. Günde beş defa Rabb’in huzuruna gelip “Allah büyüktür.” ikrarında bulunurken aynı zamanda duru ve berrak bir kalble yapacakları işlerin de bir hazırlığını yapmış oluyorlardı. Müzakere edilen bütün bu meselelerin, Rabb’e hesap verme şuuru içinde görüşüldüğü düşünülecek olursa sonucun ne kadar duru, ne kadar itminan verici ve hedefe götürücü olduğu anlaşılmış olacaktır.

a. İnsanlar Arasında Eşitliği Sağlar

İbadetler, toplum içindeki farklılaşmayı asgarî seviyeye indirir ve insanlığın öteden beri rüyalarını görüp durduğu eşitliğin gerçekleştirilmesine katkıda bulunur. Namaz, oruç, hac, zekât böyle bir fonksiyon eda eder.

İslâm ibadet sisteminin amaçlarından biri de insanı ruhen ve bedenen sağlam tutarak ruhî ve bedenî hastalıklara karşı korumaktır. Gurur ve kibir, kendini bulamamış küçük insanlara ait birer boşluk ve ruhî birer hastalıktır. İnsanın bu tür zaaflara düşmesi her an muhtemeldir. Dolayısıyla bu tür zaaflarla bir ömür boyu mücadele edilmesi gerekir. Diğer taraftan ihlâs, mahviyet ve tevazu ise insan benliğindeki bu boşlukları dolduracak fazilet buudlarıdır. Bütün bu mânâları üzerinde taşıyan en şümullü ibadet ise namazdır.

Evet, namaz, insandaki kötü duyguları yok eder; diğer insanlarla kaynaşmayı engelleyen mânileri ortadan kaldırır ve onlar arasında gerçek eşitliği tesis eder. İnsanlar, namazdan başka hiçbir yerde zenginiyle-fakiriyle, amiriyle-memuruyla, küçüğüyle-büyüğüyle bu ölçüde bir araya gelemez, birlikte omuz omuza saf tutamaz. Sokaklarda korumalarıyla dolaşan, yanlarına kimsenin yaklaştırılmadığı devlet başkanları dahi namaz için camiye geldiklerinde sade vatandaşlarla aynı safı paylaşmak mecburiyetinde kalır. Zira Rabb’in huzurunda, bir köleyle onun efendisi arasında fark olmadığı gibi, üzerinde takım elbise taşıyanla, eski bir hırka taşıyan arasında da fark yoktur. Aralarındaki fark sadece takva iledir.

İslâm, bu içtimaî anlayışla gelir ve insanlara bu denli bir eşitlik salıklar. Namazdaki bu anlayış öyle bir ülfet ve ünsiyet peyda eder ki artık hayatın her safhasına taşınır ve hâkim olur. Dolayısıyla insanlar, birbirlerine tepeden bakmaz, birbirlerinden kaçıp uzaklaşmaz. Aksine, tıpkı namazda olduğu gibi içtimaî alanlarda da bir bünyan-ı mersûs (sağlam bir yapı) teşkil ederler.

b. İnsanı ve Toplumu Disipline Eder

Namaz, mü’minin hayatını disipline eder ve ona itaat ruhu kazandırır. Mü’min günde beş defa namaza durmak suretiyle yirmi dört saatini beş sabit parçaya bölmüş olur. Dolayısıyla bütün işler bu vakitlere endeksli olarak –Rabb’in huzuruna durup hayata bir muvazene getirdikten ve fikre bir istikamet kazandırdıktan sonra– yapılır.

Aynı zamanda mü’min, namazı eda için imama uyduğu zaman, Rabb’le konuşmayı imama bırakır; imamın kıraati kendi kıraati olur ve onun dediklerine sadece “amin” der, temenna çeker. Zira Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hz. Câbir’in rivayet ettiği bir hadiste, مَنْ كَانَ لَهُ إِمَامٌ، فَقِرَاءَةُ الْإِمَامِ لَهُ قِرَاءَةٌ  “Kim imama uymuş ise imamın kıraati onun da kıraatidir.”[2] buyurur. İmam, rukûa eğildiğinde o da eğilir; secdeye gittiğinde o da gider.. ve bu hâl selam verinceye kadar devam eder. Bu yönüyle İslâm’da imametin mânâsı çok büyüktür. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendi ashabına daima imamlık yapmış; hayatta olduğu sürece de hiç kimsenin arkasında namaza durmamıştır. Sadece hayatının sonlarına doğru, hastalanıp mescide gelmekte zorlandığı an Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) mihraba geçip namaz kıldırmıştır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendisini biraz iyi hissedip de mescide geldiğinde ise O’nun gelişini sezen Hz. Ebû Bekir imamlık mevkiinden geriye çekilmiş ve O’nun önünde namaz kıldırmak istememiştir. Çünkü O, bir peygamber olmakla birlikte aynı zamanda bir devlet reisi ve bir imamdı; dolayısıyla bu imamın önüne geçilemezdi.

Diğer taraftan imama itaat, körü körüne bir itaat da değildir; o hata eder ya da unutursa doğruya irşad edilir. Nitekim Resûl-i Ekrem, bir defasında namaz kıldırmakta iken misal âleminden nazarına arz edilen bir manzara ile canı sıkılmıştı. Ebû Hüreyre, Allah Resûlü’nün bu durumunu anlatırken, “Kaşları çatılmış, yüzü her zamankinden farklı bir görünüm almıştı.” der. Bundan dolayı da yanlışlıkla dört rekâtlık namazın ikinci rekâtında selam vermişti. Namaz bitince sahabeden Zülyedeyn ileriye atıldı ve, “Ya Resûlallah! Namaz mı kısaldı yoksa siz mi unuttunuz? Bize her gün dört rekât kıldırdığınız namazı, Allah’tan bir emir mi geldi de iki kıldırdınız?” dedi. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabına dönerek, Zülyedeyn ne diyor?” buyurdu. Ashab, “Doğru söylüyor Ya Resûlallah. İki rekât kıldınız.” dediler.[3] Bunun üzerine Efendimiz: “Namaz hakkında bir değişme vukû bulsa elbette ben onu size haber veririm. Lakin ben de sizin gibi bir insanım. Sizin unuttuğunuz gibi ben de unuturum; unuttuğum zaman bana hatırlatın.” buyurmuştur.[4] Sanki Allah (celle celâluhu), Efendimiz’e namazın rekâtlerini unutturmakla ümmete hatırlatma ruhunu aşılamak istiyor, o mevzuda yapacakları şeyi ilham ediyordu.

Hâsılı, imam, öne geçer namaz kıldırır. Şayet bilerek-bilmeyerek bir hata yaparsa o zaman da siz onu ikaz edersiniz. Bu yönüyle namaz, yüksek bir cemaatin disipline edilmesi hususunda en mühim bir unsurdur ve sağlıklı bir itaat ve teslimiyet fikrinin formüle edilmiş şeklidir.

c. İnsana Cömertlik Kazandırır

Dünyanın ileri toplumlarına bakıldığı zaman onların bir kısım vasıflara sahip oldukları ve bu özellikleriyle diğer toplumlardan ayrıldıkları görülür. En ideal toplum; fertleri, küçüğüyle-büyüğüyle mütevazi ve yüzü yerde, itaat ve teslimiyet duygusu içinde hareket eden, birbirlerine karşı saygılı, sahip oldukları her şeyi cömertlik duygusuyla muhtaç insanlara veren toplumdur. Namaz, işte bütün bu hususları içerisinde barındıran yüce bir ibadettir. O, hem tevazunun formüle edilmiş bir şekli hem de insanlara cömertlik hissi kazandıran kudsî bir çağrıdır.

Evet, insan namazda cömertlik antrenmanı yapar; başta vaktinden fedakârlık gösterir; her vakit gelir geçer de onun namazda vakti sonsuzluğa ulaşır, zaman onunla değer kazanır ve vücubla imkân arası nuranî bir çizgi hâlini alır. Bunu bir misalle arz etmek gerekirse; insan, zamanının yaklaşık üçte birini dünyaya sarfederek elde ettiği maldan, Allah rızası için zekât verir. Verdiği bu zekâtı ana maldan değil de ondan elde ettiği mahsülden verir. Hâlbuki namaz öyle değildir; o tamamen sermayeden Rabb’e verilir. Günde beş defa namaz kılan bir mü’min, abdestte ve mescide giderken yolda geçirdiği vakti de içine katacak olursak her gün sahip olduğu 24 saatlik sermayesinden önemli bir kısmını Rabb’ine ayırıyor, yatırımını doğrudan doğruya zamana yapıyor demektir. Bu durum âdeta ağacın meyvesinden zekât verme yerine, doğrudan ağacın verilmesi gibi bir şeydir. İşte mü’min, bu cömertlikle namazda zamanını sonsuzluğa ulaştırır.

Evet, günde beş defa camiye gelen insanlar, anaparalarını dahi Allah için verecek kadar hiss-i semahat içindedirler. Zira günde beş defa bunu yapabileceklerine dair ahd ü peymânda bulunmaktadırlar. Allah’a hamdolsun ki günümüzde zengin simaların, secde eden mütevazi gönüllerin, daha doğrusu zenginiyle-fakiriyle, yaşlısıyla-genciyle Allah’ın çok sevdiği bir topluluğu oluşturma yolunda olan fertlerin binlercesine şahit olmaktayız.


[1] Hucurât sûresi, 49/10.

[2] İbn Mâce, ikâme 13; Abdurrezzak, el-Musannef 2/136. 

[3] Buhârî, salât 88, ezân 69, sehv 3,4,5, edeb 45, ahbâr 1; Müslim, mesâcid  97, 99.

[4] Buhârî, salât 89; Müslim, mesâcid  89.

Sünnet Namazlar

Farz namazlara konsantre olma adına önemli olan bir diğer şey de onlardan önce eda edilecek olan nafile (sünnet) namazlarıdır. Nafile namazlar, insanın yüreğinin, namazda daha bir dolup ayrı bir dolgunluğa ulaşması adına atılan adımların bir diğerini teşkil eder. Başka bir ifadeyle henüz farzla gerçek kurbet enginliklerine açılmadan evvel, nafileler sayesinde ılgıt ılgıt ilâhî rahmet esintileriyle ruhlar bir kere daha kuşatılmış ve o âna kadar abdest ve namazla adım adım derinleştirilen konsantrasyon bir kere daha kontrol edilmiş olur. Böylece insan, nafilelerle biraz daha mesafe almış ve Allah’a biraz daha yaklaşmış olacaktır.

Takdim Yerine

“Namaz mü’minin miracı, miraç yolunda ışığı-burağı.. yollardaki inanmış gönüllerin sefinesi-peyki-uçağı.. kurbet ve vuslat yolcusunun ötelere en yakın karargâhı, en son otağı.. gaye ile hemhudut en büyük vesilelerden biridir.” (s.17)

Evet, namazı böyle tarif ediyor Hocaefendi… Namaz, mü’minin miracı, Allah’a en kısa yoldan ulaştıran vesile. İslam’ın beş şartından biri, kelime-i şehadetten sonra en önemli rüknü. O kadar önemli ki imanla ikiz kardeş. Ne var ki iman biraz daha önce doğmuş. Gaye Allah’ın rızası, namaz buna vesile. Ancak vesile ile gaye arasında ince bir çizgi var. “Kur’ân’da, inanmaya ait meselelerin hemen ardından namazdan bahsedilir. Biz, başkaları için öyle düşünmesek de sahabe, kendi aralarında namaz kılmayanın imanından şüphe ederdi.” (s.63) şeklinde anlatıyor müellif iman-namaz kardeş­liğini. Öyleyse namaz için ne kadar gayret sarfedilse, ne kadar zorluğa göğüs gerilse değer.

Telif Hakkı © 2020 Fethullah Gülen Web Sitesi. Blue Dome Press. Bu sitedeki materyallerin her hakkı mahfuzdur.
fgulen.com, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin resmî sitesidir.